19 Nisan 2015 Pazar

TANSİYON?

                                       
                                                       TANSİYON?
Genelde pek çok insan tansiyonu olduğunu ve bundan rahatsızlık duyduğunu söyler ama sorulduğu zaman tansiyon ne demektir bilemez. Tansiyon damarlarda dolaşan kanın damar çeperlerine yani duvarlarına yaptığı basınçtır. Kısaca kan basıncı da denebilirtansiyon için, damar yolu ile tüm vücudu dolaşan kanın damarlara uyguladığı basınç tabiatı ile bütün vücudu etkiler. Genellikle bir kez baş gösterdi mi kurtulması zor veya imkansızdır, onunla yaşamayı öğrenmeniz gerekir. Tansiyonun ölçülebilen normal değerleri vardır ve bu değerlerin üstüne çıktığında veya altına düştüğünde sorunlar başlar. Büyük ve küçük olmak üzere tansiyon 2 kategoride ölçülür. Normal sağlıklı bir insandaki tansiyon değerleri en çok 14, en az da 9 olmalıdır, ideal tansiyon ise 11-7 olarak belirlenmiştir. Hipertansiyon dediğimiz yüksek kan basıncı küçük tansiyon ile doğrudan alakalıdır.
Tansiyon belirtileri nasıl anlaşılır?
Tansiyonun en belirgin özellikleri baş ağrısı, kulaklarda uğultu, baş dönmesi, sersemlik hissi ve bazı kişilerde kusmadır. Yukarıda saydığımız belirtiler hemen tansiyon hastası olduğunuz anlamına gelmez ama ölçerek bu değerlerin üstünde veya altında seyreden kan basıncınız var mı diye öğrenebilirsiniz. Doktorların kullandığı steteskoplu tansiyon aletleri en kaliteli ölçüm yapılacak aletlerdir ancak son yıllarda piyasalarda rahatlıkla bulabileceğiniz dijital ölçüm yapan tansiyon aletleri de vardır ve kan basıncını ölçmek bu aletlerle çok kolaydır. Teknoloji ilerledikçe tansiyon aletlerinde de yenilikler yapıldı, kolye şeklinde olan veya parmaktan bile kan basıncı değerlerini ölçebilen aletler geliştirildi. Tansiyon ölçeceğiniz zaman rahat ve oturur veya yatar bir pozisyonda ve dinlenmiş olmanız gerekir. Tansiyonun değişik değerlerde ölçülebildiği durumlar vardır, açlık, tokluk, aşırı yorgunluk, bir başka hastalık durumunda ve buna benzer etkenlerle ölçülen tansiyonların değerleri farklı olabilir. Tansiyon hastalığının neden oluştuğu konusunda uzmanlar net olarak bir şey söyleyemiyorlar ama genetik olması kuvvetle muhtemel.
Tansiyon neden etkilenir?
Kan, damarlar yolu ile bütün vücudu dolaştığı için, bu damarlara yapılan basınç her organı etkiler ve bazı hastalıkların tetiklenmesine neden olur. Kalp krizi bunlardan biridir, en önem verilmesi gereken hastalıklardan biridir tansiyon. Bahsettiğimiz şikayetlerden biri uzun süre yakanızı bırakmıyorsa hemen işin uzmanı olan bir doktora görünmelisiniz. Onun yapacağı değerlendirmeler ışığında tansiyon hastası olup olmadığınız anlaşılacaktır. Kronik rahatsızlıkların başında gelen tansiyon ilaç kullanımı ile kontrol altında tutulabilir. İlaçları aksatmamak, doktorun önerilerini harfiyen uygulamak ve fazla kilo almamak lazımdır. Ailesinde genetik olarak tansiyon hastalığı bulunanların potansiyel tansiyon hastası olabileceği düşünülünce onların çok daha dikkatli davranmalarında yarar vardır. En ufak bir şikayette doktor gözetiminde olmalısınız. Kendi başınıza alacağınız bazı önlemler de vardır ki bunların başında tuzsuz yemek gelir, tuzdan kesinlikle uzak durmalısınız. Spora yönelmeli, en azından basit egzersizleri hayatınızın bir parçası haline getirmelisiniz. Hiçbir şey yapamazsanız bile günde yarım saat yürüyerek bu sorunu ortadan kaldırabilirsiniz.

FLORANCE NİGHTİNGALE KİMDİR?

FLORANCE NİGHTİNGALE
3478_1
Modern hemşireliğin kurucusu ve temsilcisi olan Florence Nightingale, 1820 yılında İngilterenin Florence şehrinde doğmuştur.
Babası İngiltere de büyük arazilerin sahibi olarak, zengin ve şehrin ileri gelenlerinden idi. Florence, hastalara kötü muamelenin olduğunu ve bu durumu ortadan kaldırmak için hastabakıcı olmak istediğini ve bu durumu daha da ileri getirerek bunun bir meslek haline getirilmesi gerektiğini düşünmekteydi. Hastabakıcı olma isteğini ailesine bildirdiğinde, ailesinin hastabakıcılığa pis ve aşağı bir meslek olarak bakması, genelliklede bu işi daha çok yalnız ve fakir kızların yapması nedeni ile bu isteği ailesi tarafından kabul edilmemiştir.
Florence Nightingale, genç kızlık dönemine geldiğinde ise ailesinin bütün karşı çıkmalarına rağmen, idealist karakteri gereği idealinin peşinden koşarak hemşire oldu. Bu alanda Almanya ya giderek hastabakıcılığı ve hastane yönetimi üzerine incelemeler yaptı.
1853 de Londra’daki hasta kadınların bakımı kurumuna yönetici olarak getirildi. 1853- 1856 yılları arasında olan Kırım Savaşında İngiliz ordusundaki yaralı askerlere bakmak üzere gönüllü hemşire ve rahibelerle İstanbul Selimiye’de kışlasında kurulan askeri hastaneye gönderildi. Yaptığı başarılı çalışmaları sonucunda yaralı askerlerdeki ölüm oranı hızla düşmüştür. Savaş sonrası döndüğü İngiltere de kurulan Ordu Sağlığı Kraliyet Komisyonunda görev almıştır.
3478_2
1860 yılında halkın verdiği bağışlar ile Nightingale Fonunu kullanarak ilk Nightingale hemşirelik okulunu kurdu. 12 Mayıs Nagtingale nin doğum günü olması nedeni ile her yıl 12 Mayısta başlayan haftalar tüm dünyada hemşirelik haftası olarak kutlanmaktadır. 1907 yılında ise Order Uf Merit liyakat ödülü ile ödüllendirildi. Hayatı boyunca bir çok başarıya imza atan Nightingale, 1910 yılında vefat etmiştir.

HEMŞİRELİK TANIM VE GÖREVLERİ

HEMŞİRELİK - TANIMI GÖREVLERİ

HEMŞİRELİK

TANIM

Bireyleri, hastalıklardan korunma yolları konusunda bilgilendiren, beden veya ruh sağlığının bozulması halinde hekim tarafından verilen tedaviyi uygulayan, hasta bakımını planlayan, uygulayan, denetleyen ve izleyen kişidir.

GÖREVLER

- Hastayı kabul eder ve muayeneye hazırlar,
- Hasta bakımını yaparken, solunum, beslenme, boşaltım, hareket ve uygun pozisyon, uyku, dinlenme, uygun giyim, temizlik vb. temel insan ihtiyaçlarını dikkate alır ve uygulama yapar,
- Acil durumlarda ilk yardım tedavisi yapar,
- Hasta için öngörülen tedaviyi uygular, takip eder ve düzenli olarak hastaya verilecek ilaçları temin eder, enjeksiyon yapar, serum takar, ameliyat yaralarını temizler, bandajlar, tansiyon ve vücut ısısını ölçer,
- Ameliyathanede fiziksel ortamı hazırlar, ameliyat ekibine yardımcı olur,
- Hastaların genel durumları hakkında yazılı rapor tutar,
- Ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerinin yürütülmesinde, insanların bulaşıcı hastalıklardan korunması ve istatistiki bilgilerin toplanması ve değerlendirilmesi gibi görevlerde bulunur.

KULLANILAN ALET VE MALZEMELER

- Tansiyon aleti, sıcaklık ölçer (derece), EKG aleti (kalp grafiği), monitör, oksijen tüpü ve çadırı,
- Enjektör, ilaçlar, solüsyon ve tüp, sonda,
- Pansuman aletleri ve malzemeleri,
- Aspiratör,
- Ameliyatta gerekli diğer malzemeler,
- Beden bakımında kullanılan küvet, havlu vb.

MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER

Hemşire olmak isteyenlerin;
- Üst düzeyde genel yeteneğe sahip,
- Biyolojiye ilgili ve bu alanda başarılı,
- İnsanlara yardım etmekten hoşlanan,
- Sorumluluk duygusu yüksek,
- Çabuk ve doğru karar verebilen,
- Tedbirli, tertipli,
- Şefkatli, sevecen,
- Bedence sağlıklı, dayanıklı ve soğukkanlı
kimseler olmaları gerekir.

ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI

Hemşireler resmi veya özel hastanelerde, dispanserler ve sağlık ocaklarında görev alabilirler. Çalışma ortamı genellikle temiz ve kapalıdır. Hemşireler çalışırken hastalarla, hasta yakınlarıyla, doktorlarla ve diğer sağlık personeliyle iletişim halindedirler ve görev yaptıkları sağlık kuruluşlarında belirlenen takvime göre nöbete kalmak veya vardiyalı çalışmak durumundadırlar.

ÇALIŞMA ALANLARI VE İŞ BULMA OLANAKLARI

- Hemşireler; üniversite bünyesinde bulunan hastanelerde, devlet hastanelerinde, Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlı hastanelerde, dispanserlerde, özel sağlık kurumlarında, çeşitli kurumların bünyesinde bulunan sağlık birimleri ve kreşlerde görev yaparlar.
- Meslekte işsiz kalma durumu hemen hemen yok denecek kadar azdır. Sağlık alanında en çok ihtiyaç duyulan meslek elemanıdır.

ATEROSKLEROZ

ATEROSKLEROZ NEDİR?  

İnsan ölümlerinin sebeplerine bakıldığında genel olarak dolaşım sistemi ile ilgili olduğu tespit edilmiştir. Bunun nedeni yaşa bağlı olarak damarlardaki elastikiyetin kaybolması ve damar duvarlarının kireçlenmesidir. Arter duvarında kalınlaşma ve lümende daralma görülür. Bu olaya arteriyoskleroz denir. 
Arteriyosklerozun 3 formu vardır. Bunlardan en sık karşılaşılan ve en önemli olanı aterosklerozdur. Peki, ateroskleroz tam olarak nedir?   Aterosklerozda damar duvarlarında aterom veya plak dediğimiz normal olmayan yapılar gelişir. Bu yapılar büyük ve orta boy arterlerin intima tabakasında görülür. Vücudumuzda en sık abdominal aorta, koroner arter, alt torasik aorta, aortik arterler ve Willis poligonunda( beyin damarları) görülür. Ateromlar yumuşak, sarımsı renkte içi lipit dolu olan plak şeklinde yapılardır. Acaba oluşan bu plak ne gibi patolojik sorunlara yol açar?
 Ya aterom yırtılarak içinden çıkan parçalar akıntıyla birlikte daha dar damarların tıkanmasına neden olacaktır ki; bu tıkanma kalbe gelen damarlardan birinde olursa yani kalbe gelen kan miktarı azalırsa, miyokard yeterli seviyede oksijenlenemez ve iskemi meydana gelir. Kalp tam beslenemediği için yeteri kadar kasılamaz. En çok korkulan olay ise koroner arterlerden hiçbirinin kalbin kanlanmasını yeterince sağlayamamasıdır. Böylece kalp kasılamaz ve vücuda kan gönderemez. Bu tablo miyokard infarktüsüdür. Ya da oluşan plak gittikçe büyüyerek lümeni tıkayabilir, burada zamanla pıhtılar oluşmaya başlar. Distal organlara kan akımı azalır ve iskemik hasara neden olur. Büyük arterlerde ateromlar media tabakasını zedeleyip damar duvarını zayıflatarak anevrizmaları oluştururlar. Bu anevrizmalar yırtılabilir. Bu da ciddi sonuçlar doğurur.          

 Genellikle özgün belirti vermeyen ateroskleroz; günümüzde henüz ciddiyetini koruyan bir hastalıktır. Dünyada en başta gelen ölüm nedenlerinden biridir. Birleşik Amerika ve Avrupa’da insanların yaklaşık yarısı aterosklerozdan ölmektedir. Türkiye’de de kalp ve damar hastalıklarından ölümler tüm ölümlerin %34’ünü oluşturur. Bu ölümlerin yaklaşık 2/3’ü miyokard infarktüsünden geri kalanı diğer organlarda oluşan hasarlardan kaynaklanır.   Aterosklerozun kesin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak bazı koşullar, özellikler ve alışkanlıklar hastalığın gelişiminin seyrini değiştirir. Bu koşullar risk faktörleri olarak bilinir. Bu risk faktörlerinin bir kısmı yapısal ve bu nedenle değiştirilemez, bir kısmı ise kazanılmış ve kontrol edilebildiği için değiştirilebilir özelliktedir. Yapısal faktörler yaş, cinsiyet ve genetik olmakla birlikte, değiştirilebilir faktörler ise diyet yaşam biçimi ve kişisel alışkanlıklardır.
   Ateroskelerozda Risk faktörleri Nelerdir? 
   Yaş; önemli bir etkendir. Ateroskleroz genellikle arteriyal lezyonların organ hasarlarına yol orta yaş ve sonrasında daha çok görülür. 40 yaşından 60 yaşına kadar ateroskleroza bağlı oluşan miyokardiyal infarktüs insidansı 5 kat artar. Aterosklerozun orta yaşlı erişkinlerde daha yaygın olması gençlerde görülmeyeceği anlamına gelmez. Yapılan bazı otopsi sonuçlarına göre gençlerde de bu tip lezyonlara rastlanmıştır. Hatta doğumdan hemen sonra da gelişmeye başladığı yolunda görüşler de vardır.   Cinsiyet; Erkekler kadınlara göre 3-6 kat daha fazla ateroskleroza eğilimlidirler. Erkeklerde 55, kadınlarda ise 45 yaşından sonra risk faktörleri artar. Menopoz öncesi kadınlarda ateroskleroz son derece nadirdir. Kadınlarda östrojen ve öteki eşey hormonlarının ateroskleroza karşı koruyucu rolü olduğu düşünülmektedir. Menopoz sonrası ise iki cins arasında risk eşitlenir. Östrojen salgılarının azalması ateroskleroza bağlı hastalıkların insidansını artırır.    Kalıtımın ateroskleroz üzerinde etkileri tespit edilmiştir. Ateroskleroza neden olan bazı etkenlerin( hipertansiyon, diabetes mellitus) ailevi eğilim göstermesi kalıtımın aterosklerozla ilgili olduğunu düşündürmüştür. Ailesinde erken ateroskleroz gelişen kişilerde erken koroner ateroskleroz riski 12 kat daha fazladır.     Sigara iyi bilinen bir risk faktörüdür. Sigara: ·         Endotel fonksiyonunu bozar, ·         HDL seviyelerini düşürür, ·         Kolesterol seviyesini ve tansiyonu yükseltir. ·         Fibrinojen düzeylerini ve trombosit fonksiyonlarını artırır. ·         CRP düzeylerini artırır. Uzun yıllar boyunca günde bir paket sigara içenlerde İKH’den(iskemik kalp hastalığı) ölme riskinin %200 arttığı tespit edilmiştir. Sigaranın kesilmesi durumunda ise miyokard infarktüsü riskinin %65 azaldığı tespit edilmiştir.

ENDOKRİN SİSTEM

Endokrin Sistem

Endokrin sistem nedir?Endokrin sistem, iç salgı bezlerinin oluşturduğu bir sistemdir. İç salgı bezleri, hormon sentez ve salgısı yapan organlardır. Hormonlar, vücudumuzdaki değişik aktiviteleri kontrol eder.  Hormonların farklı tipleri, üreme, metabolizma, büyüme ve gelişmeyi kontrol eder. Hormonlar ayrıca çevremize verdiğimiz tepkiyi de kontrol eder ve vücudumuzun fonksiyonları için gerekli uygun miktarda enerji ve besini sağlamaya yardımcı olurlar.
Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (kadında overler, erkekte testisler) ve böbreküstü bezleridir.
Endokrinoloji bölümü hangi hastalıklarla ilgilenir?Endokrinoloji, aşağıdaki hormon dengesizliği ve problemlerinin tanı ve tedavisi ile ilgilenir:
- Diyabet
- Tiroid hastalıkları
- Metabolik bozukluklar
- Hormonların fazla ya da az üretimi
- Menopoz
- Osteoporoz
- Hipertansiyon
- Yağ metabolizması ile ilgili hastalıklar
- İnfertilite (kısırlık)
- Büyüme geriliği (boy kısalığı)
- Salgı bezlerinin tümörleri
- Şişmanlık
D vitamini eksikliği ve kemik erimesiD vitamini eksikliği, erişkinde osteomalazi ve çocuklukta raşitizm denilen kemik mineralizasyon bozukluğuna neden olurlar. Bu hastalıklarda kemikteki kalsiyum miktarı, olması gerekenin altındadır.
Kemik erimesinden kastedilen ise osteoporoz denilen hastalıktır. Kadınlarda menopoz sonrasında ve erkeklerde testis fonksiyonlarının kaybı durumunda ve de bazen yaşlanmaya bağlı olarak kemik kırıkları riskleri artabilir.
Üreme/kısırlıkAdet düzensizlikleri, polikistik over sendromu (PKOS) ve impotansı (cinsel güçsüzlük) içerir.
Hipofiz beziHipofiz bezi, sıklıkla vücudun ana salgılayıcı bezi olarak isimlendirilir, çünkü diğer salgı bezlerinin kontrolü ondadır. Hipofiz bezi, bazı önemli hormonları üretir. Hipofiz hormonlarının fazlalığı ya da azlığı, kısırlık (infertilite), adet bozuklukları, büyüme bozuklukları (aşırı büyüme veya kısa boy), kortizol dengesizlikleri (şişmanlık veya zayıflık) ve prolaktin hormonu fazlalıklarına yol açabilir.

SİNDİRİM ORGANLARI

                                                 
                                                       SİNDİRİM ORGANLARI

Ağız : Besinlerin dişler yardımıyla koparılıp, çiğnenip parçalanarak ve tükürükle ıslatılarak yumuşatıldığı yerdir. Ağızda hem mekanik hem kimyasal sindirim gerçekleşir. Besinlerin mekanik sindirimi, dişler yardımı ile kesilip parçalanarak ve çiğneme ile gerçekleşir. Besinlerden sadece karbonhidratların kimyasal sindirimi ağızda başlar. Bu ise tükürük içinde bulunan tükürük salgısı (amilaz) sayesinde gerçekleşir. Dil ise lokmaları ağız içinde çevirir ve yutağa atar.

Yutak : Ağız boşluğundan sonra gelen kısımdır. Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar. Ağız ve burun boşluğuyla, yemek ve soluk borusunun birleştiği bir kavşak gibidir. Yutma sırasında küçük dil soluk borusunu kapatarak besinlerin soluk borusuna kaçmasını engeller ve besinler yemek borusuna geçer. Bu sırada solunum kısa bir süre için durur. Yutakta mekanik ve kimyasal sindirim olmaz.

Yemek Borusu : Yutakla mide arasında yaklaşık 20 - 25 cm kadar uzunlukta düz kaslardan yapılmış bir organdır. Yemek borusu kaslarının kasılıp gevşemesi ile besinlerin mideye iletilmesini sağlar. Bu kasların ters yönde kasılması kusmaya neden olur. Yemek borusunda fiziksel veya kimyasal sindirim gerçekleşmez.

Mide : Besinler burada uzun süre bekletilir. Besinlerin mekanik sindirimi midenin kasılıp gevşeme hareketi ile; kimyasal sindirim ise mide özsuyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler ile gerçekleştirilir. Böylece besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin kimyasal sindirimi midede başlar ve ince bağırsakta sonlanır.

İnce Bağırsak : Yetişkin insanlarda yaklaşık 6 - 8 m uzunluğundadır. Yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta başlar. İnce bağırsağa gelen safra, pakreas özsuyu ile yağların, karbon hidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. Besinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. ince bağırsak sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür. İnce bağırsakların iç yüzeyi villüs adı verilen ince parmak şeklindeki çıkıntılarla kaplıdır. Emilim, villüslerde gerçekleşir. Villüsler ince bağırsaklardaki emilim yüzeyini artırır. İnce bağırsağın mideden sonra gelen başlangıç kısmına oniki parmak bağırsağı denir.

Kalın Bağırsak : Yaklaşık 1,5 m uzunluğundadır. Kalın bağırsak besinlerde kalan su, vitamin ve minerallerin emilerek kana geçirilmesini sağlar. Böylece yararlı maddelerin dışarı atılmasını önler. Besin maddelerinin parçalanmayan bölümleri olan atık maddeleri ise anüse doğru hareket ettirir. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yere kör bağırsak, kör bağırsağın ucundaki çıkıntıya apandis adı verilir.

Sindirim Sisteminin Yardımcı Organları

Sindirim Sisteminin Yardımcı Organları karaciğer ve pankreas organlarıdır. Bu organlar ürettikleri salgıları birer kanalla ince bağırsağa aktarır.
Karaciğer : Karın boşluğunda, midenin sağ üst kısmında yer alır. Karaciğer vücudumuzun kimya laboratuvarıdır. Karaciğer hücreleri safra adı verilen bir salgı üretir. Yağların kimyasal sindirimi için gerekli bir salgı olan safra, ince bağırsağa gönderilir.
Pankreas : Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir. Hem sindirim enzimleri hem de hormon salgılayan karma bezdir. Ayrıca insülin ce glukagon hormonları salgılayarak kan şekerini ayarlar.

BOŞALTIM SİSTEMİ

        BOŞALTIM SISTEMI

Canlı vücudunda, hücrelerde meydana gelen canlılık olayları sonucu, zararlı maddeler oluşur. Bu zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına boşaltım, bunu gerçekleştiren sisteme de boşaltım sistemi denir.

1. İnsanda Boşaltım Organları
İnsanda boşaltım organları; böbrekler, idrar
Kanalı (üreter), idrar kesesi ve üretradır.
a. Böbrek
Böbrek, insanda bir çift olup, karın boşluğunun
arka tarafında ve bel hizasında yer alır. Böbreğin çukur kısmında, böbreğe kirli kanı taşıyan atardamar ve böbrekte süzülmüş kanı götüren toplardamar bulunur. Ayrıca böbreğin çukur kısmından idrar kanalı çıkar. Böbrek atardamarı böbreğe boşaltım maddeleri  taşır. Böbrek toplardamarı, böbrekten süzülen kanı taşır. Böbrek toplardamarı, içinde boşaltım maddeleri en az oranda bulunan damardır.
2. Boşaltıma Yardımcı Organlar
Akciğer, deri ve karaciğer boşaltıma yardımcı organlardır.
Akciğer: Solunum yoluyla karbondioksitin ve bir miktar su buharının atılmasını sağlar.
Deri: Terleme yoluyla vücuttan fazla su, mineraller
ve bazı toksinler dışarı atılır.
Karaciğer: Vücutta bazı zehirli maddeleri zehirsiz maddelere çevirerek boşaltım sisteminden atılmasını sağlar. Proteinin kullanılması sonucu açığa çıkan amonyağın parçalanmasını gerçekleştirir. Amonyak çok zehirli bir atıktır. Daha az zararlı olan üre ve ürik aside dönüştürülerek vücuttan atılır.  Böbrekte kanın süzüldüğü yapılara nefron denir. Kandan süzülen ve böbreklerden atılan süzüntüye idrar denir. Idrar içerisinde; üre, ürik asit, su, tuz ve mineraller bulunur. Üre ve ürik asit, karaciğerde amonyaktan oluşturulur. Böbrek üç bölümden oluşur:
Kabuk: Kanın süzüldüğü yerdir.
Öz Bölgesi: Süzüntü içinde bulunan bazı yararlı maddeler (glikoz, su, mineral) geri emilir.
Havuzcuk: Idrarın böbrekte toplandığı yerdir.
b. Idrar Kanalı (Idrar Borusu):Böbrekte süzülen atıkları idrar kesesine taşıyan kanaldır.
c. Idrar Kesesi: Böbrekte oluşan idrar, idrar kesesinde biriktirilir ve dışarı atılır.
ç. Üretra: Idrarın, idrar kesesinden dışarı atıldığı bir kanaldır.

    3. Boşaltım Sisteminin Sağlığı
     Böbreğin çalışmaması durumunda kanda biriken atıklar hayatı, tehlikeye sokar. Böbreği çalışmayan insanların kanı diyaliz makinesinden geçirilerek süzülür.
Üşütmek, temizliğe dikkat etmemek ve boğaz enfeksiyonları böbrek hastalıklarına sebep olabilir.
Böbreğin yapı birimi olan nefronların iltihaplanması nefrit hastalığına yol açar. Böbreklerde havuzcuk içinde minerallerin tortu oluşturmasıyla böbrek taşı meydana gelir. Aşırı tuzlu besinler alınması böbrek taşı oluşumuna sebep olabilir.
Boşaltım Sistemi Sağlığının Korunması Için;
— Bol sıvı alınmalıdır.
— Aşırı tuzlu ve baharatlı besinlerden kaçınılmalıdır.
— Alkol içilmemelidir.

— Boğaz enfeksiyonları, gecikmeden ve tam olarak tedavi edilmelidir.